top of page

ATİNA'DA RAHATSIZ BİR BAHÇE


Sanat tek bir mekana ait olmadığı, tek bir biçimde karşımıza çıkmadığı, tek bir malzeme ile tek bir renkle yaratılmadığı, tek bir mesajı ve öğretisi olmadığı için bu kadar büyülü bir şey belki de. Profesyonel ya da amatör olsun; karşısındakine hissettirdikleri, düşündürdükleri farklı olduğu için de bir o kadar eğlenceli. Bazen ruhumuzu okşayan, bazen aklımıza olmadık şeyler getiren, bazen rahatsız eden bir büyü. Bu aralar Atina’da, pek kimselerin bilmediği, muhteşem bir sanat çalışması, şehrin tam da ortasında ziyaretçilerini bekliyor. Theater of Dissappearance Çalışmanın yaratıcısı Adrian Villar Rojas isimli Arjantinli bir heykeltraş. Sanatçı, bulunduğu alanı radikal bir şehirde değiştiren, alanın bütünlüğünü bozan, ziyaretçisini şaşırtan büyük ölçekli heykel çalışmalarıyla biliniyor. En bilinen çalışması ise New York’ta bulunan Metropolitan Sanat Müzesi’nin çatısında sergilediği, müzede bulunan parçalardan oluşturduğu sanat eserleri. Müzenin yüze yakın tarihi - cağdaş eserinin replikalarını 3D printing yöntemiyle tekrar yaratıp, alçı ile kaplamış ve onları yemek masalarının üstüne yerleştirmiş ve oldukça özgün bir çalışmaya imza atmıştı. Çalışmaya dair görsel aşağıda ama daha çok okuyup daha çok öğrenmek isterseniz linki de burada.


Fotoğraf: https://www.dezeen.com/2017/04/13/adrian-villar-rojas-metropolitan-museum-art-banquet-hybrid-sculptures-new-york-met-rooftop/

Atina’da ise ayni ilkeyle ama oldukça farklı malzemeler ve farklı mekan seçimi ile karşımıza çıkıyor sanatçı. 1842 senesinde yapımı başlanan ve modern Yunanistan’ın ilk araştırma merkezi olan Ulusal Atina Gözlemevi bu sefer sanatçının eserine ev sahipliği yapan mekan. Atina Gözlemevi, şehrin en tarihi semtlerinden biri olan Thissio’da, normalde ziyarete açık olmayan bir yapı. Antik Yunan döneminde oldukça önemli bir yere sahip Nymphs Tepesi’nde bulunan görkemli binanın mimarı ise Atina, modern Yunanistan’ın başkenti olduğunda, şehirdeki birçok yapıya imzasını atan Danimarkalı Theophilus Hansen.



Fotoğraflardan da göreceğiniz üzere sanatçının yaptığı çalışmada ilk dikkat çeken şey gözlemevinin bulunduğu alana 26 ayrı türden 46000 bitkinin dikilmesi. Yıllarca sadece toprak ya da en fazla çim bulunan o alanda bu çalışma sayesinde rengarenk, büyüleyici bir bahçe var artık orada. Balkabakları, enginar çiçekleri, mısır fideleri, adını bilmediğimiz binlerce bitki bizi bir masal diyarına götürüyor. “Bunda rahatsız edici ya da şaşırtıcı ne var?” diyenleriniz olabilir aranızda, açıkçası ben de oradayken ilk aklıma gelen soru buydu. Ama Rojas’ın yapmaya çalıştığı şey farklı çünkü eserin bulunduğu mekanla bağlantılı arka planda başka kavramlar ve tartışmalar var.

Modern Yunan devleti gözlemevini Nymphs Tepesi’ne inşa etmeye karar verdiğinde, bu karar, o dönem oldukça büyük tepki çekiyor. Antik Yunan kültüründe bu kadar önemli bir yeri olan bir mekanın kazılacak, deşilecek ve üstüne tamamen yepyeni bir yapı kondurulacak olması başta insanlara şaka gibi gelse de, sonunda istenilen oluyor ve modern bir Avrupa devleti olmaya çalışan ve zaten başında Alman - Danimarka soyundan bir kralı olan Yunanistan’a yaraşır bir bilim merkezi şehirde gururla kendini gösteriyor.

Tam 175 sene sonra, sanatçı, yine aynı toprakları kazarak ve aslında olmayan bir şeyi oraya inşa ederek, yine rahatsızlık yaratmak istiyor. Evet inşa edilen şey çirkin, kötü, herkesin nefret ettiği bir şey değil. Sonuçta ağaçlar, bitkiler, çiçekler… Ancak bu kadar sene sonra yine o topraklar kazılıyor mu kazılıyor. Yıllarca üstünde bitki olmayan topraklara 46000 bitki dikmeyi de asla doğal ve kabul edilir bulmuyor zaten sanatçı. İlk paragrafta yazdığım tek bir mesaj olmaması hali ise burada önem kazanıyor zaten; biz orada cennet bahçesinde geziniyormuş gibi hissediyoruz ama Rojas bize yaptığı şeyin ne kadar da sinir bozucu olduğunu anlatmaya çalışıyor. O alana beton dökse hep beraber küfrederdik ve mesajını iki saniyede alırdık belki ama belli ki istediği o değil. Ve açıkçası sanatçının bu yöntemi neden herkesin sanatçı olamayacağını çok net bir şekilde ıspat ediyor.

24 Eylül’e kadar Atina’ya yolu düşeceklere çalışmayı görmelerini şiddetle tavsiye ediyorum. Zaten şehrin ortasında ve en civcivli yerlerinden birinde. Giriş ücretsiz ve mekanda sizi her köşede bilgilendiren ve size rehberlik eden dünya tatlısı gençler var. Güneş batmadan iki saat önce orada bulunursanız; renklerin güzelliği sizi mest edecek, onu da garanti ederim. Gelemeyecek olanlara ise bu linki bırakayım, buradan çalışma ve sanatçı hakkında oldukça kapsamlı bilgi edinebilirsiniz. Fotoğraflar:http://neon.org.gr/en/exhibition/adrian-villar-rojas-the-theater-of-disappearance/

Son Yazılar

Hepsini Gör
bottom of page